PILTIKA YAPMA

2007-07-11 10:43:00

      Çocukluğumda çok duyduğum bir laftı bu.  Pıltıka yapma,  ne pıltıkacıdır o, seni onu bilmezsin pıltıka yapar, adamın ağzından girer burnundan çıkar. Sorardım ne anlama geldiğini, pıltıkacı işte derlerdi. Dedikleri kişileri incelerdim, deyiş biçimlerine bakardım, bu pıltıka yapanlar iyi insanlar değildi. Yalancıydı, düzenbazdı, iki yüzlüydü, yani işini yaptırmak, işi başarmak için türlü yollara başvuran insanlardır. Pıltıkacı olanlar sevilmezdi yani. Hatta anne baba öğüdüydü bize, aman pıltıkacı olmayın diye.   Yeni başladığım, hatta eski tabirle kayıtsız gittiğim ilkokulun müdürü eniştemdi, teyzemin eşiydi. O’na soracaktım bu pıltıkacı ne demekti. Gerçi arada O’nun içinde pıltıkacı derlerdi ya, ben gene de soracaktım.   Günlerden bir gün sordum ve bana dedi ki; pıltıkacı, politikacı demektir. Köylümüzün yabancı dillerden dilimize geçen kelimeleri tam olarak telaffuz edemediği için  politikacı yerine pıltıkacı demekteler dedi.   Olayı anlamıştım, pıltıkacı değil politikacıydı kelime, ama politikacı da pıltıkacı gibimiydi, bunu da öğrenmek lazımdı?   Bir öğretmenime daha sordum politikacılar kimdir ne iş yapar diye. O bana uzun uzun anlattı, partilerden, milletvekilliğinden, bakanlıktan, belediye başkanlığından bahsetti. Aslında çok hoşuma gitti. Politikacılar ülkemizi, kentimizi, köyümüzü yönetiyorlar, toplumun sorunlarına çözüm buluyorlardı. Yasalar yapıyorlardı, ülkemizin diğer ülkelere karşı korunmasını saygınlığını sağlıyorlardı. İleride benim için meslek bile olabilirdi diye düşünmedim de değil.   Öğretmenime şu soruyu sormadan edemedim. Öğretmenim pıltıkacıyla politikacı aynı değil mi dedim. Evet dedi. Bizim köydeki insanlar niye pıltıkacılar için niye hep kötü olarak bahsederler dedim. Öğretmenim gülümsedi, yüzünde öyle bir ifade vardı ki, be çocuk ben sana nasıl bunu anlatayım, senin güzel dünyana yalanı dolanı henüz senin bilmediğin kötü şeyleri nasıl anlatayım der gibiydi.... Devamı

<font size="3" face="Arial" color="blue">doğala özdeş arom

2006-10-12 21:03:00

    Sabah, sabah bir meyve suyu üzerindeki şu cümle "doğala özdeş aromalı" dikkatimi çekti. Bu konu üzerinde biraz kafa yormak istedim.       Oturup erinmeden üşenmeden TDK dan, yani Türk Dil Kurumu sözlüğünden kelimeleri araştırdım. Sonuçlar şöyle;   Doğal: Doğada rastlandığı gibi, doğaya uygun olan, doğa güçlerine, kurallarına uyan, tabii, Olağan, alışılmış, her zamanki gibi olan, beklenildiği gibi. Yapmacık olmayan, Sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan. Katıksız, saf.   Özdeş: Her türlü nitelik bakımından eşit olan, ayırt edilmeyecek kadar benzer olan, aynı,  bir ve aynı olan, bir ve aynı anlama gelen.   Aroma: Hoş koku   Tabi oturup şimdi konuyu meyve suları yada benzerleri üzerine bina etmeyeceğim. Konumuz insan olacak.  İnsan ilişkilerinin oldukça yozlaştığı zamanımızda, sabah, sabah okuduğum bu cümle bana acaba doğal insan ne kadar kaldı? Ya da kalmadıysa doğala özdeş insan var mı? Varsa ne kadar var? Yok o da bittiyse doğala özdeş aromalı  insan var mı? Varsa nerede bulunur?   Doğalın tanımına bakalım. Yapmacık olmayan, sağduyuya, mantığa, olağan düzene uygun olan, katıksız, saf diyor. İnsanlar için bunlara ilaveten dürüst, çalışkan, temiz, adil ve benzeri sıfatları da koymak gerekir diye düşünüyorum. Bunları da ortaya koyup tanımı birleştirdiğimizde, bu özelliklere sahip insanı arayalım bakalım. Buyurun sizde arayın. Ne bulduk, kaç kişi bulduk? Herkes aynı şeyi söyleyecektir. Nerde böyle insan, binde bir ancak bulunur. Muhtemelen hem fikiriz bu konuda.   Birde özdeşin tanımın inceleyelim. Her türlü nitelik bakımından eşit olan, ayırt edilmeyecek kadar benzer olan, aynı, bir ve aynı olan, bir ve aynı anlama gelen.  Yani doğaldan ayırt edilmeyecek kadar aynı olan. Şimdi hep birlikte bu özellikte insan arayalım. Ne diyorsunuz dostlar. O kadar çok var ki böyle insan diyorsunuz. Evet, evet o kadar çok, haklısınız.  Asıl tehlike burada, bu tür insanl... Devamı