incememed
• 21/3/2009 - Çıkardı
Çıkardı Harami hırlıydı şimdiki beyden, Eşkiya eskiden dağa çıkardı. Konuğa kem gören şu köhne köyden, Eskiden essahtan ağa çıkardı! ...
Hanzonun, hırbonun, nüfusu azdı. Doksan bin içinde dokuz olmazdı! Sığırın hepisi öküz olmazdı, Daha çok tosunla, boğa çıkardı...
Devletin cebinden çeken çekene, Üstünü başını söken sökene, Önünü ardını diken dikene, Deh soktu, çüş çekti, oha çıkardı! ...
Kimdir bu utanmaz yüzü sırımlı? Yeşilin katlinden kimdir sorumlu? Tarlaya fabrika kurdu Çorumlu'lu, Hesabı bahçeye bağa çıkardı! ...
Haberler terörden şehitler sunar, Sözcüler lâf olsun babından kınar, Eskiden bir cana bir cihan yanar, Feryâd'ı figanlar göğe çıkardı! ...
Seçilen bu kadar dönek olmazdı, Seçen de bu kadar binek olmazdı, Bu kadar süt veren inek olmazdı, Sağsalar bin kova daha çıkardı! ...
Takip et şu giden süslü dişiyi, Pasaktan geçilmez kapı eşiği, Cemal'ce bu kadar süfli kişiyi Mayası bozulmuş doğa çıkardı! ... | | | Cemal Safi |
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/3/2009 - Arkadaşım Badem Ağacı

Sen ağaçların aptalı
Ben insanların
Seni kandırır havalar
Beni sevdalar
Bir ılıman hava esmeye görsün
Düşünmeden gelecek karakış..
Acarsın çiçeklerini ..
Bense hayra yorarım gördüğüm düşü...
Bir güler yüz bir tatlı söz..
Açarım yüreğimi heme n
Yemişe durmadan çarpar seni karayel
Beni karasevda
Hem de bilerek kandırıldığımızı
Kaçıncı kez bağlanmışız bir olmaza
Koş desinler bize şaşkın
Sonu gelmese de hiç bir aşkın
Açalım yine de çiçeklerimizi
Senden yanayım arkadaşım
Havanı bulunca aç çiçeklerini
Nasıl açıyorsam yüreğimi
Belki bu kez kış olmaz
Bakarsın sevdan düş olmaz
Nasıl vermişsem kendimi son sevdama
Vur kendini sen de bu güzel havaya Aziz NESİN
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 3/10/2007 - yaş destanı
Allah, bir insana evlat verince Bahçeye dikilmiş fidana benzer Bir yaşına gelip kadem basınca Bülbüller ötüşüp, gülşene benzer
İkisinde sarhoş gibi dolaşır Üç yaşında her mesleğe ulaşır Dört yaşında fidan gibi dikilir Beş yaşında bağda bostana benzer
Altısında değiştirir dişini Yedisinde beyan eder işini Sekizinde bahta koyar başını Dokuzunda gülüyle gülşene benzer
On yaşında gonca güller açılır On birinde ab-ı hayat içilir On ikide boyu posu seçilir On üçünde gözler mestane benzer
On dördünde güzelliğin çağıdır On beşinde kopukluğun yaşıdır On altıda halka akıl dağıtır On yedide gözler ceylana benzer
On sekizde beyan eder arını On dokuzda arar bulur yârını Yirmisinde eve koyar gelini Aynı bir yırtıcı aslana benzer
Yirmi beşte bıyıkları burulur Otuzunda coşkun sular durulur Otuz beşte günahları sorulur Yâr eliyle gezen pervane benzer
Kırk yaşında yaprağını bağlasın Kırk beşinde günahına ağlasın Ellisinde evkade bel bağlasın Yüce dağ başında dumana benzer
Altmışında sızı iner dizine Yetmişinde duman çöker gözüne Sekseninde kimse bakmaz yüzüne Baykuşlar misali virana benzer
Doksanına girip keder basınca Dünyasından ümidini kesince Azrail de pençesine basınca Aynı savrulmuş harmana benzer
yazarını bulamadım, alıntıdır. |
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/10/2007 - Yöneticilik bir sanattır
Büyük Amerikan imalat fabrikalarından birinin yönetim kurulu üyeleri kar ve zarar hesaplarını incelerken,fabrika müdürünün aylığına takılmışlar ve bunu bir hayli indirmenin mümkün olabileceğini düşünmüşler, içeriden iki kişi seçerek fabrika müdürü denen bu adamın neler yaptığını bir görmelerini ve ondan sonra karar vermesini kabul etmişler. İki kişilik ekip sabah sessizce fabrikaya gitmiş ve fabrika müdürünün odasına girmiş. Gördükleri manzara şu olmuş: Fabrika müdürü elinde kahve fincanı,ağzında piposu ayakları masanın üzerinde, etrafa halka halka duman yaymak ile meşgul. Masanın üzerinde ne bir dosya ne bir kağıt hiçbir şey yok. Bir müddet kendisi ile oradan buradan konuşan ekip üyeleri, bu müddet zarfında müdürün hiç bir işle meşgul olmadığını ve yalnız birkaç basit telefon konuşması yaptığını görmüşler. Ekip üyeleri, böyle bir basit iş için verilen yıllık 100.000 doların en az üçte ikisinin kesilmesi ile iyi bir tasarruf sağlanabileceğine karar vermişler. Fabrika müdürünü çağırıp, “ maaşını indirme” teklifinde bulunmuşlar. Tabii fabrika müdürü bu indirmeye razı olmamış ve işten ayrılmış. Yeni maaşla çalışmayı kabul eden bir çok istekli arasında bir kişi yeni fabrika müdürü tayin edilmiş. Üç ay geçtikten sonra idare meclisine gelen imalat istatistiklerinde az, fakat dikkati çekecek kadar bir düşme başlamış, “ fabrika müdürü yenidir, tabii bu kadar acemilik olur” demişler. Altıncı ayın sonunda istatistik eğrisi bir hayli düşmüş eski ekip üyeleri, yeni fabrika müdürünü odasında ziyaret etmişler.
Adamcağız kan ter içerisinde, bir elinde telefon,öteki elinde evrak imzalamak ile meşgul, başı ile gelenlere oturmalarını işaret etmiş. Gelen giden o kadar çok ki, adamla doğru dürüst konuşmaya bile fırsat olmamış. Fakat heyetin kanaati şu olmuş: “ böyle canla başla çalışan bir adam başta olduğu müddetçe endişelenmek için hiçbir sebep yoktur,biraz daha bekleyelim.” Sene sonu gelmiş her zaman kar eden fabrikanın bilançosu zararla kapanınca, idare meclisi,bir ekip kurmuş ve yeni ekip bu sefer, müdürün odasına değil,doğrudan fabrikaya gitmiş ve iş başında bekleyen insanlar görmüş, sebebini sormuşlar aldıkları cevap şu olmuş: “Özel bir döküme başlayacağız, fabrika müdürü ben gelmeden başlamayın dedi, biz de bekliyoruz, herhalde elektrik atölyesinden bir türlü ayrılmaya vakti olmadı.” O sırada gözleri, yaşlı bir usta başına ilişmiş, adamı şöyle bir kenara çekmişler ve fabrikanın eskiye nazaran daha fena çalışmasının sebeplerini sormuşlar. Yaşlı ustabaşı içini boşaltmak ihtiyacını uzun zamandır hissetmiş olacak ki : “ Baylar demiş,eski müdürümüz teferruatla uğraşmaz, ileriye ait planlar yapar, işi bize bırakır, biz de normal zamanlarda onu rahat bırakırdık, içinden çıkamayacağımız olağan üstü bir problemle karşılaştığımızda ona ancak o zaman baş vurduk, ve o zaman da bilirdik ki, o bizim bu müşkülümüzü çözecek tek kişidir. O HAKİKİ FABRİKA MÜDÜRÜ İDİ. GÜLERYÜZLÜ İDİ, PİPOSUNU İÇER,BİZLE ŞAKALAŞIR, FAKAT HEPİMİZ İÇİN DÜŞÜNÜRDÜ. ŞİMDİKİ MÜDÜR DE ÇOK DÜRÜST, İYİ NİYET SAHİBİ,HATTA ÇOK ÇALIŞKAN BİR ADAM. FAKAT O HİÇBİRİMİZE İNANMIYOR, HER İŞİN KENDİSİ TARAFINDAN ÇÖZÜLMESİNİ İSTİYOR. YANİ O, BİZİM YERİMİZE USTABAŞILIK YAPIYOR, TABİİ BİZDE AMELE ÇAVUŞU MERTEBESİNE DÜŞÜYORUZ, HAYDİ NEYSE BUNA DA ALDIRMAYALIM, AMA FABRİKA MÜDÜRLÜĞÜ BOŞ KALIYOR. ELİNDE PİPOSU,İLERİYİ GÖRMEYE ÇALIŞAN, TEDBİR ALAN DÜŞÜNEN ADAMIN YERİNDE KİMSE YOK. İdare meclisi durumu anlamış ve eski fabrika müdürünü tekrar oraya getirmek istemiş tabi kolay olmamış. Bir yıllık acı tecrübeden sonra 100.000 dolar yerine ancak 150.000 dolar vererek onu gelmeye razı edebilmişler |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 13/11/2006 - Unutmak Yok

| |
Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan 'Oldu birşeyler' demeliyim oturmalıyım bir taşa kararan dünyada, kendini yemiş bitirmiş bir nehirde. Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların Geride bıraktığım denizi ya da çığlığını kızkardeşimin. Nedir bu toprağın zenginliği? Gün neden günle kapanıyor? Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda? Ve ölüm neden?
Nereden geldiğimi sormayacak mısın? Anlatayım sana; Kırık şeyleri Acılı kapları Sık sık tozlanan koca sığırları ve tutulu kalbimi.
Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler, ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan. Ağlayan yüzlerdir bunlar, Parmaklardır gırtlağımızdaki, ve toprağa düşen yapraklardır. Yiten günün karanlığıdır. Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.
İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar, Sevdiğim her şey Tatlı mesajlar veren günbegün açıkta zaman tatlılığı artan. Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından: Neden kemiriyor boşa giden zaman sessizlik kabuğunu? Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.
O kadar çok ki ölümüz Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim. | | | Pablo Neruda |
|
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|